... ... saatleri ateşe verdim ve dahi takvimleri/ kurusun diye zamanlarımın ıslak gözleri. Avtio Eftelya / İnsanmışık - boynuna o yeşil fuları sarma çocuk , gece trenlerine binme kaybolursun... sokaklarda mızıka çalma çocuk vurulursun... - Blogcu



boynuna o yeşil fuları sarma çocuk , gece trenlerine binme kaybolursun... sokaklarda mızıka çalma çocuk vurulursun...

25/6/2008 - Avtio Eftelya / İnsanmışık

Kategori: denemeler



AVTİO  EFTELYA.

(Bir Acı Hayâl/Bir garip rüya)

          Köye yaklaştıkça heyecanlanıyordum. Sık sık adını duyardım ama bir türlü gitme imkanım olmamıştı. Hep merak etmişimdir. Geçip gitmiş insanların  izlerini aramış, izlerini bulmuş, yüreğimi burkmuşum.

***

          Eski bir Rum köyü. Köy kahvesi eski bir yapı. Çardağı, havuzu ve plastikleşen zamana inat; ahşap, gergicekli sandalyeleri. Sandalye dediğin biraz oynak olmalı, düşerim diye korkmalısın veya yaylanmalı arada bir. Az biraz da rahatsızlık vermeli / ki rahat olmayasın, eğleşip kalmayasın.

          Evler farklı. Bildik betonarme evlerin yanında birer biblo gibi duran Rum evleri  “Biz halen ayrışamadık, halen birlikte direniyoruz zamana karşı” diye bağırıyorlar ve ben ülkem ve onu bir zamanlar yönetenler için utanıyorum duvarlarına bakarken. Binlerce gözle gözlerime bakıyorlar gibi hissediyorum, gözlerimi alıp bu evlerin görmediği, göremeyeceği yerlere kaçırıyorum.

“Ne alırsınız?” Diye soruyor kahveci. Duyuyorum, duymuyorum. Bir süre sonra soruyu diğerleri için yineliyor. Çay, soda, gazoz v.s. Ben hiçbir şey almıyorum. Kimler oturmuş buralarda? Kimler neler anlatmış? Nasıl gülüşmüşler kahkahalarla, nasıl hüzünlenmişler susarak.

Ve nasıl sessiz kalmış burası?

          Koruk limonatası içerdim mutlaka diye geçiriyorum içimden. Böyle ekşimsi parmak üzümler sıkılıp içine birazda şeker atıldı mı ne güzel olurdu. Böyle küplerin içinden, serince.

          Evet Rum kahveci / Adı Yannis olsun./ Yannis bana koruk limonatası getirirdi. Sahi ona da amcamı derdim? Dayı veya. Rum bir amca yada dayı nasıl olurdu acaba? Albert abi geliyor aklıma, asker arkadaşımdı. Epey geç gelmişti askere, bense daha çocuk denecek yaşta. Dayıma benzetirdim Albert abiyi. Ne yapıyor acaba?

          Yannis beklide benim yaşlarımda olurdu kim bilir?

          Yannis geliyor asmaların arasından  elinde domino taşları ile. Gülümseyip geçiyor duvarların içinden öteye, bir başka aleme.

“Hiçte gülümsemedin giderken Yannis,

Yani o zaman,

Yani dönmemek üzere gidişinde,

Yani seni kovduklarında,

Şimdi gülümseyip geçtin, yürek kıpırtımı mı duydun Yannis? İçimin ezildiğini mi?”

          Bardaklara uzun süre dokunan kaşıklar sinirimi bozmuştur hep. Zeybek diye seslenilen katil suratlı  adam delicesine karıştırıyor çayını. Ortalıkta dolaşan, oyunlar oynayan kızlı oğlanlı ufacık çocuklar kaçışıp duvarların içine giriyorlar. Kızıyorum, kızgın bir yüz ifadesi ile bakıyorum adama. Tekrardan köye dönüyorum yüzümü. Dut ağacı niye ağlıyor ki? Dut ağacı çalıyor gözlerimi.

          Sabahmış, erkenmiş, gün yeni doğmuşmuş. Yannis sandalyelerini düzeltiyor kahvesinin. Göz göze gelip gülümsüyoruz. Ortak bir yol buluyoruz Yannis’le; Gülümsemek. Bir masa getirip koyuyor önüme, sonra bir bardak kırmızı dut şerbeti. “Hiç sevmem tadını be Yannis…”

          İnce bir ses rüzgar gibi deyip geçiyor. İnce, kadife, yumuşacık. “Kalimera” Kız gülümsüyor. Bir şeyler söylüyorum, bir şeyler söylüyor, ikimizde anlamıyoruz. “Me lene Eftelya”  İsmi olmalı. Gülümsüyorum yine ve ismim harf harf dökülüyor dudaklarımdan. Dutların arasında harfler görüyorum. Eftelya topluyor harfleri, masamın üzerinde birleştirip ismimi okuyor. “Kalimera Eftelya” Diye sesleniyor Yannis. Kız ona doğru dönüyor “Kalimera Yannis” Dönüp Yannis’e bakıyorum. Yannis suratını asmış, kızgınca. “Biraz önce göz göze gülümsemedik mi biz Yannis?”  Sıkılıyorum, dut şerbetinden bir yudum alıyorum. Kan tadıyor. Kan tatmıyor, bu düpe düz kan. Kim koydu önüme bu çayı? Kaç sigara içmişim ben? Yannis nereye kayboldu?

..........
Küsmüşük.

***

         “Kalkalım mı?” Diyor bir ses. Kalkıyoruz.

          Eğleşip kalmak için rahat sandalyeye gerek yokmuş demek ki. Rahatsız olunca da eğleşip kalırmış insan.

          Sokakları asfalta kirletmişler. Köyün dışına, yamaca doğru sokağın sonunda el yapımı yol var, uzayıp gidiyor. İnsanlar gidiyor, insanlar geliyor. Az önce kaybolan çocuklar fışkırıp çıkıyor duvarların içinden, ağaçlardan, çiçeklerden. Elimi uzatıyorum elimi tutuyorlar. Elimin içinden serinlikler geçiyor. Az önce çayını karıştıran adamın çayı tazelenmiş, kaşığını bardağa daldırmak üzere. Önce ben, sonra tüm çocuklar ellerimizle kulaklarımızı kapatıyoruz ve gülüyoruz deli gibi. Adam bize bakıyor, karıştırdıkça karıştırıyor çayını. Biz güldükçe kızıyor, kızdıkça karıştırıyor. Biz daha da gülüyoruz. Sonra patlıyor adam, kargalar üşüşüyor. Biz halen gülüyoruz. “Zeybekis öldü” Diye bağırıyor çocuklar.”Uyan narkisos” Nede güzel koktu, nergis zamanı geçeli epey oldu oysa.
.......... 

İlk baharmış çocuklar.

***

          Bir evin önünden geçiyorum. Alıkoyamıyorum kendimi, duvardan içeri giriyorum bir kadının peşinden. Ufak bir odaya giriyor, duvarda bir istavroz. Ben peşinde. Annem de odada, seccadesi, tespihi elinde. Kadınla bir şeyler konuşuyorlar. “Anne sen Rumca bilmezdin ki.” Benim odaya girmiş olduğumu görmüyorlar, ben onları görüyorum,duyuyorum ve dokunuyorum hatta; Güle değmiş gibi ellerim. Ezan okunuyor, çan sesi var. Bembeyaz kırlangıçlar uçuşuyor.

          İçeride bir sofra. Annesi bilirmiş acıktığını ve et sevdiğini. /Geleceğimi söylememiştim ki./ “Bu ne anne?” “Praso” Diyor diğer teyze, zeytinyağlıymış. “Ben hiç pırasa sevmem ki anne.”..          ” Eftelya, sen ne zaman geldin?” Hiçbir şey söylemiyor bana “Me sighorite” diye pırasayı alıp et yemeği koyuyor önüme. “Hayır, kalsın” diyorum. Yine o mahcup gülümseme, sonra tül olup sallanıyor  pencereye vuran rüzgarda.
          Ağzımda pırasalar büyüyor. “Yemekleri değişelim mi Yannis, hem sen et sevmezsin.”. “Ohi” Diyor. Anlıyorum. Abimin yıllar önce, çocukken bacağıma sapladığı çatalın yeri kaşınıyor. Annem gebe karnını elliyor dışarıdan, Yannis’in saçları okşanıyor.
.......... 

Kardeşmişik.

***

          Bir araba sesi; İğrenç. İrkiliyorum. Ben nal seslerine yatırmıştım kulaklarımı.

         Sonra beton evler birer canavar olup yutuveriyorlar şirin Rum evlerini. Ağızlarından gülhatmiler çıkıyor dışarı, gözlerinden sardunyalar. Saçları asmalardan. Belki şirin ama yinede canavar. İçine girmek istiyorum, vazgeçiyorum sonra. Arkadaşlarım gitmiş, peşlerinden adımlarımı hızlandırıyorum.

***

         Ben bu adamların birini  gelişinden tanıyorum. Koşuyorum, bir perdeyi delip geçiyorum. Adam mı uzuyor, ben mi kısalıyorum? Dizlerine sarılıyorum, şımarıyorum.  Yüzüme bir ıslaklık deyiyor; Balıklar. Babam balıktan dönüyor arkadaşıyla. “İyi balık yakaladık Hiristo”  Başını sallıyor Hiristo.
         Akşama mangalı yakacaklarmış, yanında türlü mezeler ve elbette rakı.” Gramofonu da kurduk mu” Diyor Hiristo. “Yok be Hiristo, iki kadehten sonra kendimiz söyleriz.” Ateşe odun taşıyorum. Amcamın anlattığı hikayelerden biri ; Ayn-i zeliha efsanesi ;  İbrahim peygamber geliyor aklıma. Önce korkuyorum sonra gülüyorum. “Ben kimseyi yakmayacağım ki” Ama gün gelecek Nemrut bu köyleri yakacak!

          Mangal közleniyor, kadınlar meze taşıyor, babam balıkları diziyor mangala. Bardaklar bir birine dokunuyor, biraz sonra bir daha….

          Bir kemençe inliyor hafiften, babam hicaz bir Rum şarkısı söylüyor.

“Ölürsem derin sulara atın beni,

Bedenim kayık olsun, ellerim kürek

Rumba rumba rumbala

Anlayamam nedendir bana derman ararsın

Tabiplerden derman bulmaz bu yürek”

          “Çok yaşayasın” Diyor Hiristo amca. 47 yaş çok mu oldu Hiristo amca? Demek ki seninde aran iyi değilmiş tanrı ile.

          Hiristo amca üçüncü kadehten sonra Kürtçe bir kilam söylüyor.

“mem naçar ı ji heyşete dı çu dur / mem çaresiz, insanlardan uzağa giderdi/

hemder ı dı bu dıgel şete kur         / derin nehirlerle dertlerini paylaşırdı/

ki: ey şıhbete eşke mın rewane     / ey benim göz yaşlarım gibi dökülen nehir/

be sebr u sıkuni, aşıqane            /ey aşıklar gibi sabırsız ve sükunetsiz nehir/

be sebr u qerar u be sıkuni                     /sabırsız, kararsız, sükunetsizsin/      

yan şıbhete mın tu ji cinuni?        /yoksa sen de benim gibi delimisin?/

 

          Sende çok yaşa Hiristo. “Tanrı ile seninde aran pek iyi değilmiş baba. Baksana Hiristo amcaya darmadağın oldu. Çok yaşasa ne fayda?” Hem kürtçeyi nasılda öğrenmiş, ben bile bilmiyorken.

          Sonra bir kez daha tokuşturup bardakları Münir Nurettin söylüyorlar birlikte

“Gül yüzünde göreli zülfü semen sây gönül,

Kara sevdaya yerler bi-ser-ü  bi-pay gönül

Demedim mi sana bana dolan ay gönül.

            Vay gönül, vay bu gönül, vay gönül ey vay gönül.

            Yar yalalelli, dost yalalelli…..

Bizi hak etti heva yoluna sevda nidelim,

Payimal eyledi ol zülf-ü semen-say nidelim,

Kul edinmez ki güzeller bizi illa nidelim”

 

            Gülüşüyorlar beraber. Dostluğa kalkıyor son kadeh, kardeşliğe ve nice güzel günlere…
.......... 

Dostmuşuk, güzel günlere inanmışık…

***

            Araba ha bire korna çalıyor. Arkadaşlar dönmüşler. Sandalyeden hiç kalkmak istemiyorum.

            Köyün kıyısına geliyoruz, arabayı durdurup aşağı iniyorum. Biraz daha aşağıda deniz ayaklarının altına geliyor insanın, oraya kadar yürüyorum.

Masmavi….

            Körpe bir zeytin  fidanı Eftelyaya dönüşüyor birden, ellerimi tutuyor…. Ama gitme zamanı…

“Avtio Eftelya” Diyorum,

“Hoşça kal” Diyor

Bir kelebek havalanıyor…

***

             “Foçaya iniyoruz” Diyorum, “Canım balık ve rakı çekiyor, kulaklarım Rum sirtosu”

             “Mesaideyiz” Diyor arkadaş.

             “Daha var” Diye yanıtlıyorum. “Mesai başlamadı ki. Ben henüz 1900 lerin başındayım.”

***

Ne Türk, ne Kürt, ne Rum, ne Laz….

Başka bir şey nede…

İnsanmışık…

                                                                                                        

                                                                                                              asivemavi36

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-08-20 21:15:01 - ...

Yazan: egeden
adımın kıyısında nefes alana...
diye yazmıştım bir zaman birine
hak etmeyen birine
şimdi bir başkası adımın kıyısında nefes alıyor
o hak etsin bari diyorum

aşksız şiirsiz yaşanmıyor
kim olduğumuzun önemi hiç olmadı
ne olduğumuz önemli oldu
adam olamadık ya
ona yanıyorum

sevgiyle dayıcık
:)
Bağlantı

2008-07-13 12:12:31 - Selamlar

Yazan: ozgan
Ahh keşke hiç yaşanmasaydı o acılar..
Tatilimde Güre'de 1000 yaşında bir ağacı ziyarete gitmiştik.
Hemen yanında terkedilmiş rum evi vardı; yıkılmış dökülmüş..merdivenleri görünüyordu, üst kata çıkan; çok olmuş o gün bugün atıl durmakta..esas sahiplerini bekler gibiydi...
İnsanın insana zülmünün durmasına kadeh kaldırır oldum artık..
Utançla yaşamakta bize bize kaldı. Neylersin...
Sevgiler........
***
Ayrışmaları, kırıklıkları, acıları yeterli görmeyenlerin yüzlerine bakmışık nisan yağmuru kabilinden yüzlerini sıvazlayıp yarabbi şükür çekmişler...

Düzenleyen asivemavi36 gün: 20/7/2008 saat: 02:06
Bağlantı

2008-07-13 01:04:45 - **

Yazan: eftihis
öncelikle sürekli okuduğum fakat pek yorum fırsatı bulamadığım için hemen şimdi belirtmeliyim ki,bu blog harika yazılar ve şiirlerle dolu,teşekkürler bunun için..

yazının sonundaki mesaj bence çok önemli ama bir selanik göçmeni olarak yazıdaki bir çok nüansta güzel çağırışımlar yaptı bende “Biz halen ayrışamadık, halen birlikte direniyoruz zamana karşı” türünden.Bütünüyle böyle anlatımlar ve düşünceler oldukça özlenilen tipten.Ben sadece çok farklı bir yerden yaklaşmak istiyorum.
Coğrafyada kıtaların,kara parçalarının belli bir ölçüde yürümesi,karşılığında birbirine yaklaşması,sıkışması olayları vardır.Ve tamamen doğal bu olayın gelişiminde insanmışlığımıza özenmiş olsa gerek türk ve yunan anakaraları her yıl 2 cm. ilerleyerek birbirine yaklaşmaktadır.tuhaf değil mi?

sevgiyle kalın
***
Ana karaların her yıl bir birlerine yaklaştıklarını biliyorum ve süleyman bile olsak ömrümüz yetmez ona.
Hem yakınız bir birimize, seslensek duyacak kadar. Önemli olan aynı sesle konuşmak, aynı duyguyla...

Düzenleyen asivemavi36 gün: 20/7/2008 saat: 02:02
Bağlantı

2008-07-11 13:37:35 - Gelmişik..:)

Yazan: MelekZeyno
"Birgün hatırlıyorum hayal-meyal uzaktan.."

Hayalleri kolaylaştırmayı biliyorsun AsiMavi
her satırın içinde, bende yaşadım saymışık.

Sevgilerle..
***
Ne güzel olurmuş sınırsız bir dünya ve farklı kardeşler, farkında değilmişik...

Düzenleyen asivemavi36 gün: 20/7/2008 saat: 01:59
Bağlantı

2008-07-03 20:01:31 - Merhaba

Yazan: LordOfShadow
cok güzel bir paylasim yüreginize saglik...

***
güzel gören gözlere, gönüllere teşekkür etmişik :)

Düzenleyen asivemavi36 gün: 3/7/2008 saat: 21:16
Bağlantı

2008-07-02 13:30:31 - ...

Yazan: oykum57
Ayaktayım ve alkışlıyorum seni.
Teşekkürler kardeşim, teşekkürler...
Lezzetli, bir o kadar da acıklıydı.
Teşekkürler kardeşim, teşekkürler...

***
ablammm
çok şımarmışık :))

Düzenleyen asivemavi36 gün: 3/7/2008 saat: 21:16
Bağlantı

2008-07-02 02:18:34 - Var var gelin:))

Yazan: katre
Ne zaman blogcu el değiştirdi, şaşırdı kendini. Size ve cümlelerinize yanımda her zaman yer var:) Beklerim.

Ve yine çok güzel bir yazı. Ermeni evlerini ne çok sevdiğimi hatırladım. Bir zamanlar özellikle o evleri görmeye dar sokaklara gidişlerim geldi aklıma. Gülümsedim. Dostluklar geldi aklıma. Hüzünlendim. İyi geldi...
***
evet blogcu çok değişti ve insanı yıldırmak için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar. sanırım kaçacağım buralardan ama öyle güzel insanlar varki kopamıyorum...

benim kentimdede eski evler vardı ve birden çok ulusun bırakıp gittiği evler. ben nefeslerini hisederdim o evlerin, bana dost gözle baktıklarını ve bazı insanlara korkarak baktıklarını hissederdim ve o bazı insanlar yıktılar o evleri, halen yıkıyorlar....
kötüymüşük...

Düzenleyen asivemavi36 gün: 3/7/2008 saat: 21:12
Bağlantı

2008-06-29 23:07:05 - *****

Yazan: hasretsenfonileri
Uzat alnını sevgili asivemavi.. Bırak terli olsun!

***
Araziden henüz döndüm ve her zamanki gibi ilk işim duş almak oldu. Ter falan yok...
Teşekkürler etmişik :)

Düzenleyen asivemavi36 gün: 30/6/2008 saat: 23:04
Bağlantı

2008-06-28 23:29:45 - selam

Yazan: Kraker
Kusura bakma asi yazınla alakasız olacak ama yorumumu tek sen okuyabiliyorsun nasılsa, ben yazayım sonra silersin :) Bloğuna müzik koydum önizlemede görünüyor ama normal girişte yok sende durum nedir cevap yazarmısın...
***
yok silmiyecem :)
valla müzik sesi var ama görüntüsü yok ve hiç derdim değil...
teşekkür ediyorum, sağolun...
size müzik editörüm diyebilirmiyim? :)

Düzenleyen asivemavi36 gün: 28/6/2008 saat: 23:54
Bağlantı

2008-06-28 15:43:53 - *

Yazan: sedencik
insanmışık,severmişik...
canmışık...
çok çok güzeldi...
şiir tadında...
efharisto :)
sağlıcakla...

***
demek sadece bir yıldız ha... olsun ne yapalım, üç yıldızı kendim veririm. :)
"çok çok güzel" deyip ban gaz verin bakalım, bende kendimi yazar zannedeyim, yaşar kemal'de kim ola diye havalara bilem gireyim :)
ben insanlardan hikayeler çalarım. gerçektende bu mübadele konusu bir yara.
bir teyze anlatmıştı. çocukmuş, annesi asma yaprağından sarma yapıyormuş ve çok severmiş yaprak sarmasını üstelik o an açmışta. öyle bir toplamışlarki bunları yemek askıda kalmış ocakta. teyze "ne zaman yaprak sarması görsem göz yaşlarıma boğuluyorum ve gönderileceğimiz korkusu sarıyor" diyordu...
işte budur hikayenin özü. iki yandada yabancı yapıldı insanlar... kırık, düşkün, yabancı...
***
avtio...şimdilik...


Düzenleyen asivemavi36 gün: 30/6/2008 saat: 09:19
Bağlantı

2008-06-28 00:06:30 - selam

Yazan: solist
TEK KELİME EDECEĞİM ARKADAŞIM: BU YAZILAR NE ZAMAN KİTAP OLACAK?
selamlarımla

***
Ablam kitap için daha çok erken...
Gerçi başladığım bir tane kitabım var, bir bölümünü yollamak isterdim size.
Sağlıkla, güzellikle ablam...

Düzenleyen asivemavi36 gün: 28/6/2008 saat: 11:34
Bağlantı

2008-06-27 23:13:30 - demem o ki:

Yazan: oya
iki millet kadar
birbirimizden
ve insan oluşumuzdan
uzakmışık...

***
Maalesef öyle...
Ama yinede bizi bir arada tutan çok müştereğimiz var, mesela balık-rakı-meze :)
Seslensek birbirimizin sesini duyarız bizim buralardan değilmi? Yakınmışıkta :)

Düzenleyen asivemavi36 gün: 28/6/2008 saat: 11:35
Bağlantı

2008-06-27 22:23:06 - ...

Yazan: eylemce
Bir garip düşmüşük....
sağlıcakla kal

***
Evet...
Bir garip düş - müşük...
Yazık ama, ne güzel bir renkmişik allı yeşilli...

Düzenleyen asivemavi36 gün: 28/6/2008 saat: 11:30
Bağlantı

2008-06-26 19:07:34 - ..

Yazan: enciyadaenci
yanaşırsın sıcacık..İNANmışık..

selamlar sevgiler abim..

***
sağol abisinin qaraböcüü :)
inanmak gerek yinede, insanlığımızın hatırına...


Düzenleyen asivemavi36 gün: 28/6/2008 saat: 11:24
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sadece sen... Zati en !!!

Kategoriler

...
...