15/3/2008 - Elifce

ELİF’CE
“Yağmurda üşümüş kuşlar gibiydin avuçlarımda ve ben senden korktuğum için biriktiririm gelmeyişlerimi, bir daha kırılırsan ölürsün...”
Uzaktaki ağacı gösterdi "Eğri" dedi. "Evet" dedi diğeri "Elif’çe bakıyor" ve ben ona o günden sonra elif ağacı ismini verdim.
Elif… Yıllar öncesini hatırlıyorum, gittiğim kuran kursunu ve korkularla yıkanacakken beynim, ailemin beni ve benimle beraber tüm akraba çocuklarını çekip aldığı o kurs sırasında öğrendiğim Arapça harfler ve o harflerden ilki… Boynu eğik duruşlu. O eğri büğrü harflerin içinde en dik duran, en onurlu, en anlaşılır…Elif…Doğrulurken ayağa , alnını yere bakar unutmuş…
Nereden gelip de dikilmişti oraya? O bölgede bulunan tek ağaçtı. Bir iz, tam orta yerinde, yaralı. Bir el, bir bıçak, bir neşter ikiye bölmek ister gibi kesivermişti, belki de kopmak üzereyken tutunmuştu yeni baştan hayata elif ağacı. Yüreğinden mi tutmuştu birileri? Yüreğinin yarasınımı sarıvermişti bir başka el? Kesen ellerin inadına...
Mahzun ama mağrurdu, bakılmasın eğri durduğuna boynunun, o sadece bir duruştan ibaretti. Belkide elif yazgısı…
Kaç kış geçirmişti ki? Kaç bahar? Kaç yaz? Döküldü ha dökülecek yaprakları. Hep sonbahar gibi dururdu ve sonbahar gibi bakardı. Oysa o daha bir fidandı, bahardı, görüldüğünden daha küçücük…
19
23
30
45
50… Ne fark ederdi ki yılı , yaşı ? O elif’ti, o ilkti ve ona benzemezdi hiçbir şey ve hiç kimse. Ne kendi benzerdi kimselere, nede yaşadığı o bela yalnızlıklar.
“Korkuların var mı?” diye sordum bir gece ”Evet” dedi. Çiçek açamam diye korkarmış ve üzülürmüş dallarıma kuş konmaz diye.”O yüzden mi bükersin boynunu” dedim... Sustu…Suskunlukları bir başka bela.
“Aslında yıldızlarla konuşurum” der, birde ateş böcekleri saklarmış koynunda, aydınlık sevdalısı. Düşleri de bir başka…Güzel…
“Ne olmak istersin” diye sordu “Yağmur” dedim. ”Peki yağar mısın?” Biliyordu yağacağımı neden sormuştu ki? Sustu bir süre “Ateş böceklerimi söndürmezsin değimli?” Güldüm…”Yanmaz ki sönsün ateş böceklerin, sadece ışıldar”. ”Biliyorum” bu kez o güldü. ”Islanırlarsa gidemezler değimli?”…”Giden gider ve gidecekse ıslanmaya mı bakar?” Sustu bir süre ve “Onlar giderse ben kör olurum” dedi…Yalnızlığı gerçekten kahrolasıydı.
“Bir kez yağmıştı yağmur.. ve uzakta bir ağaç; rüzgar hep onun yanında eserdi, kıskanırdı onu diğer ağaçlar.. ben duyardım şarkı söylediğini.. bana gülümse derdi bir de.. “gülümse”.. bazen çok güldürürdü de…”
Dalından tuttum. Ne kadar ince, ne kadar narin. Dokundum yapraklarına, nemi kurumuş…” İlk kez” dedi. ”İlk kez” dedim. Gülüştük…İlk kez çalmıyormuş mahur besteler.
Önünde kocaman bir dünya vardı elif ağacının, arkasında da. Bırakıp geldiği ve daha gideceği yerler. Öylece kalmıştı elif ağacı, bir yüreğe saplanmış gibi...Ne geri dönebilirdi artık, nede ileri, ayrılsa o yürekten kuruyacaktı . Öyle zannediyordu…
…….
…….
…….
Rengi açılmıştı, daha bir güzel. Uzun zamandı görmeyeli elif ağacımı ve alnında ak güllere durmuştu tomurcuklar. Alnını öptüm…
“Yüreğimden tuttun”. Tutmuştum evet…
“Tanıttın tüm dünyayı anlattıklarınla” O benden daha evvel gezendi ve sonrada gezecek olan. Ben, hatıra defterini aralamıştım yeni baştan…
“Bu, gün doğan tarafımdaki; Erguvan , artık mor şafaklarım var”…Evet ben ekmiştim onu yanına…
“Umut etmeği öğrendim”…Ben hiçbir şey yapmamıştım…
“Sevmeği öğrendim” … Ama ben?...
“Ve yasakları”… ….. Sustum…..
…….
…….
…….
Bir elif yazgısı değildi elbet…
Hem ben onu öyle sevmemiştim ki.......
Asi & Mavi 36
Dönüşen ve suya düşen sorular soruyorsun Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum Kekemeyim en az kasabalı aşıklar kadar mahcup Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan Ahmet TELLİ – Çocuksun sen - I
|