27/5/2008 - Tahir ağacı

Tahir ağacı
"Yani Tahir'i sevmeseydi Zühre, Tahir çok şey kaybederdi Tahir'liğinden."
Ufak boylu, kumral saçlı, yeşil gözlüydü çilli kız.
Saçları beline kadar inerdi ve severdi saç uzatmayı; kısa boyuna rağmen... Bende saçlarını uzatmasını severdim, hem de çok.
Bir su ikiye böler yaşadığımız şehri. Bazen onu okulundan kaçırırdım. O suyun yanına giderdik. İki yanı iki orman gibi. İki öte yan; Ancak kıyamet lazım birleşmelerine. Böyle yazmış şehir tanrıları yazgısını o şehrin.
Bir ağaç; Diğer ağaçlara benzemezdi. İnadına ayrı yerde bitmiş. Genişçe dalları vardı ve tüm kuşlar ona konardı.
Ona eserdi rüzgar.
Bir tek o şarkı söylerdi.
Bir ucu havada, bir ucu suda. Köklerinde yavru balıklar oynaşırdı.
Diğer ağaçlara benzemezdi ....
Bir ad koyalım dedik. Aşığız ya, illaki bir aşık ismi olmalı ve erkek egemenliği; Mecnun, Kerem, Ferhat.....
Solcuyuz o zamanda ve hatta daha keskin. Dünyayı bir anda değişecek yüreklerimiz var. Ellerimiz kocaman. Ve Nazım okuruz.
Madem ki aşktır. Madem ki kavga kaçaklarıyız. Madem ki kından çıkmış yüreklerimiz ve madem ki Nazım okuruz o halde Tahir olmalı adı.
Güldü. “Gülme” Dedim. “Sende karşı kıyıdan bir Zühre seç kendine”
/Narin bir söğüt ağacıydı Zühre’si; Kendisi gibi. Tahir’in hemen karşısında. Dallarını açardı Tahir, Zühre’si görülmez olurdu gölgesinde. Kıskançtı....
Rüzgar eserdi.
Tahir Zühre’ye şarkı söylerdi,
Zühre’nin saçları suya değerdi./
***
Oturduk Tahir ağacımızın gölgesine, saçlarını yüzüme serdim.
Elleri ellerimde;
Ufacık,
Sıcacık,
Titrek bir serçe yüreği....
/ “Bakma gözlerime” derdi “saralara tutuluyorum.” /
“Okullar tatil oluyor” Doğruldum, sırtımı ağaca yasladım. Uzun bir ayrılıktı okulun kapanması. Ben bir yana, o bir yana. Hem, o okulunu bitiriyordu....
“Karşı kıyı... Kıyamet gerek demiştin birleşmesi için” “Evet” Dedim. Durdu bir an, yerinden doğruldu Zühre ağacına baktı. Derin bir iç çekti. “Niye?” dedi. Ne niyeydi? “Niye Zühre’yi bana karşı kıyıdan seçtirdin?”
İlerideki köprüye baktım “Üvey” Dedi....
Sustuk bir süre. Ellerimi sıkıca tuttu, gözlerime baktı. Başımı eydim, çenemden usulca tutup doğrulttu.Saralara tutulmadı. Korkuyordum. ”Bizim yazgılarıdamı şehir tanrıları yazmış?”
...........
Bir otobüs kalktı şehirden, bir daha da dönmedi....
***
Uyunmamış uykular rüyasıydık
Her gece
Çöpçüler şehri istila edende
Son yıldız düşerdi suya
Ardından güneş
Biz mahmur sabaha karşılarını salardık uykuya
Son çöpçü yığardı öykülerimizi
Bir sigara yakardı
Sonra ateşi verip altına
Geçip karşı kaldırıma keyifle seyrederdi
Uyur uyanık koşardım
Kan revan
Öteki ucuna şehrin
Bir sen gittiğini kurtarırdım,
Bir ben kaldığımı....
Elimde bir Tahir,
Bir Zühre yaprağı....
Uyunmamış uykular rüyasında....
/Bu Selda iyi kız, sesi yüreğimi titretir/
"Hâla duruyorsa yeşil elbisen
Onu benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma..."
...........
Tahir, bir gece kendini Kerem sanmış. Balıklar oynaşmış alevlerin ışıltısında sabaha kadar.
Zühre karşı kıyıda...
Sessiz, çaresiz.
Bir zaman sonra bir çingene sepetine teslim etmiş dallarını.
Gövdesi Kerem gibi,
Yana yana....
***
Ne zaman bir su başı görsem,
Ne zaman bir söğüt ağacı
Yüzümü gömerim dallarına Zühre'nin
Saçlarını koklarım
Otobüsler kalkmadan....
***
Ve ben
Halen alacaklıyım
O şehirden....
|